Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz

LİDERLİK YÖNÜYLE MEVLANA

5 Haziran 2018 Salı 14:56:49
1063 kez okundu.

                                    

    Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle insanların gönlüne girmiş  büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir.

   O her şeyden önce bir ruh ustasıdır. O , şiirler yazmıştır ama sadece bir şair olarak görülemez. O hikayeler anlatmıştır ama sadece bir öykü yazarı olarak görülemez. O tüm kötülüklerden arınarak insanın kendi  tabii varlığına dönmesi gerektiğini insanlara hatırlatan, insanları ruhun inceliklerine ve gerçeklerine  yönlendiren bir mürşit, bir  pir ve eşsiz bir  gönül insanıdır.. Bu nedenle  herkes onda kendisi için bir şeyler bulabilmekte; O’nun çağrısı tüm dünyada yankılanabilmektedir.

Mevlana,  gerek yaşadığı dönemde gerek öldükten sonra binlerce insanı etkisi altında bırakmış kitlelerin gönül sultanı olmuştur. Bu etkilemede  onun bir liderde bulunması gereken özellikleri insanlara seslenmesi etkili olmuştur. Ona göre her insan özeldir  ve istenildiği gibi yetiştirilirse gelecek için  potansiyel lider adayıdır.  Kişi kendi özelliklerinin farkında olursa çevresindekileri gerçek anlamda etkileyebilir.  

    İnsanın yaratılış gayesinin farkında olması gerektiğini belirten Mevlânâ  gelip geçici zevkler için    uğraşmanın insanları asıl hedeflerinden uzaklaştıracağını belirterek “Ey aydan da, ay ışığından da daha üstün olan, daha parlak olan insanlar! Ey su ve topraktan yaratılmış oldukları halde çok değerli olan varlıklar! Neden balçık içinde kıvranıp duruyorsunuz da, asıl varlığınızı gösterip parlamıyorsunuz?  der.

     O, yaratılışı gereği mânevî anlamda büyük bir değere sahip olan insanın kendi kıymetini tam olarak bilemediğini şu ifadelerle belirtir: “Ey insan, sen görünüşte maddî varlığınla küçük bir âlemsin. Fakat mânen, gerçek varlığınla, daha büyük âlemsin.” Bu anlamda insan, sûreti bakımından toprak olsa da mânâsı toprak olmaz. Bu husus ancak insân-ı kâmil olgunluğuna ulaşabilenler için geçerlidir. Bunun için kişinin kendisini tanıması ve kendinde bulunan o cevheri araması gerektiğini ise şu ifadelerle zikreder: “Bu dünya fânîdir, geçicidir. Aradığını geçici olmayan sebatlı ve kararlı âlemde ara. Senin görünüşün, şeklin sıfırdır, hiçtir; sen kendi mânânı sende bulunanı ara.” der. İnsanın kendi mânâsına  ulaşmasında  sabırlı olması  ve sabır elmasını bir an olsun elinden bırakmaması gerekir.

   Sabır, her türlü zorluk, tehdit ve kayıp karşısında gönüllü bir şekilde dayanma, direnme, göğüs germe ve sonucu bekleme eğilimi olmakla birlikte duygusal, bilişsel, davranışsal boyutlarıyla yaşanan çözümleyici psikolojik süreçtir. Bireyin hayatı anlamlandırmasından başlayarak ömrünün sonuna kadar sürecek yaşamsal mücadelesinde ona güç veren, denge ve uyum arayışında destek sağlayan sabır, onu başarıya götüren ve ardından mutluluk hedefine ulaşmasına aracılık eden psikolojik zemini olan varoluşsal bir olgudur.

    İnsanlarla yaşadığı farklı sorunlar yüzünden kendini kontrol edemeyen kimse, öfkesine mağlup olur, saldırgan tavırlar sergileyerek insanları ürkütür. Asabiyeti nedeniyle kendisinden zayıf olanları ezen, denklerine de sorumsuzca meydan okuyan kimse lider olamaz. “Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol” öğüdü, liderin her durumda sakin, soğukkanlı ve davranışlarında kontrollü olması gerektiğini vurguluyor.

     Ölü bir bedenin huzur ve sükûnet halinde bulunması misali, öfke ve sinir gibi duygulara karşı, lider kendisini kontrol eder ve içindeki harareti yatıştırır, böylece fiziksel ve sözel saldırganlığına gem vurur. Gerçek bir lider, her dengesiz hareketin, insanların kalbinde derin yaralar açtığını, asıl pehlivanlığın kendi öfkesini yenmek olduğunu bilir ve insanlara en makul şekilde davranır. Lider, bu sabrı sayesinde insanların yakınlığını kazanır.

     Kendi elmasını ortaya çıkardığı gibi çevresindekilerin de fark edilmesini  sağlamış olur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.