Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Mahmut AYDIN

Mahmut AYDIN

Dikkat, aşağıdaki yazı tarihi olay ve kişilerden esinlenerek kurgulanmamıştır. Yaşanan olaylar TAMAMEN GERÇEKTİR.

ZAMANE GENÇLERİNE MASALLAR(!)

28 Şubat 2019 Perşembe 03:34:32
1140 kez okundu.

        ZAMANE  GENÇLERİNE  BİRİNCİ AĞIZDAN MASALLAR(!)

 

Dikkat, aşağıdaki yazı tarihi olay ve kişilerden esinlenerek kurgulanmamıştır. Yaşanan olaylar TAMAMEN GERÇEKTİR.  

Köyün muhtarı, bir gün aradı beni. “Hocam, memlekete ne zaman geleceksin?  Dedim ki iki ay sonra. “Daha önce gelme şansın varsa gel, lütfen.” Hayırdır, hasta masta mı var muhtarım, ne bu acele diye sordum. Öyle bir durumun olmadığını ama köye gelir gelmez görüşmemiz gerektiğini ifade etti.  Bu telefondan sonra durulur mu, durulmaz. İlk fırsatta atlayıp gittim memlekete. Muhtar girdi koluma. Bir sırrı ifşa eden insanlara dair bir tavırla biraz da çekinik bir şekilde şunu söyledi: “Hocam polis seni soruyor?”  Güldüm, polisle benim ne işim olurdu ki.  Muhtar anlatmaya devam etti. İki yıldır  beş altı defa beni sorduklarını, her seferinde onları bir şekilde oyaladığını, annen-baban da telaş eder diye onlara da söylemediğini ama bu durumu daha fazla da öteleyemeyeceğini, ifade etti.  Şok oldum, haliyle telaşlandım. Aynı zamanda zihnimde hızlı bir yolculuğa çıktım. Son iki yılımı bir film şeridi gibi gözümün önünden geçirdim. Kayda değer bir şey bulamadım. Sonra, “Muhtarım bunlar sana beni ne diye soruyorlar?” dedim.  Aldığım cevap, masalın en  trajikomik cümlesiydi: “Tatillerde memlekete geldiğinde ne iş yatığını, namaz niyaz kılıp kılmadığını sordular.” dedi.

Güldüm.

Evet, 28 Şubat’ta namaz kıldığım için tehlikeli(!) ve takip edilmesi gereken bir insandım. İki yıldır devlet benim namaz kılıp kılmadığımı, memlekete geldiğimde tehlikeli(!) davranışlarda bulunup bulunmadığımı sorgulamak için yazı çıkartmış, silsile yoluyla ta muhtara kadar ulaşmış ve beni iki yıl takip etmiş. Namaz kılıp kılmadığım konusunda bilgi toplamış, muhtarın bilmiyorum ama Cuma namazlarına gelir  sözünden ikna olmamış ve tam altı defa beni soruşturmuş.

Tuhaf.

 Muhtarın koluna girdim  ve ilçe emniyetin yolunu tuttum. Komiserin odasında aramızda geçen konuşma aynen şöyleydi:

“Komiserim, Ben falanın oğlu falanım. Beni soruyormuşsunuz. Ben buradayım, nedir hakkımdaki şikayet?”

Komiser şaşkın şaşkın bana baktı ve şöyle dedi: “ O sen misin? Gerçekten sen misin?” dedi .

“Evet, benim. Ailem tedirgin, muhtar tedirgin, haliyle ben de tedirginim.”

Komiser, kendi kendine güldü. Sonra da: “Allah Allah,  Allah Allah…” dedi. 

Eliyle işaret ederek:  “Hadi oğlum, işine git. Bir şey yok.

Israr ettim, dedim ki atmam gereken bir imza, vermem gereken bir ifade varsa lütfen, dedim.

“Hadi aslanım, sen işine git. Sanırım bir yanlış anlaşılma.” dedi.

Daha sonraki yıllarda öğrendim ki ben o yıllarda namaz kılarak, o kadim suçu işleyerek tehlikeli bir terörist gibi soruşturulmuşum.    

28 Şubatlı yıllara ait zihnimi sorguladığımda aklıma ilk gelen ve benim mimlenmeme sebebiyet veren olayı tahmin ettim.

28 Şubat’ın en ateşli dönemlerinde son sınıfın dönem arasında bitirme tezini tamamlamak için memlekete gitmemiş, tezi yetiştirebilme adına gece gündüz çalışmış, saçı sakalı da birbirine katmıştım.  Bir iş için şehrin meşhur meydanına indiğim bir günde, koluma iki kişi girmiş, gösterdikleri kimliklerle sivil polis olduklarını,  kimliğimi çıkarmamı istemişlerdi. Fena halde sinirlenmiştim lakin kimliğimi yanıma almayı unutmuştum. Karakola götürme tehditleri altında onları ikna etmeye çalışıyor, benimle birlikte gelirlerse yaklaşık üç km ötedeki evimden kimliğimi alabileceğimi falan söylediğimde yumuşamışlar, sonra da kimlik bilgilerimi tüm ayrıntılarına kadar aldıktan sonra serbest bırakmışlardı.

Dönem arası, cildim dinlensin diye bıraktığım sakallarımın iki yıl boyunca vatan millet için nasıl tehdit oluşturduğunu anladığımda gelecek kuşaklara anlatacağım güzel bir masalım olduğu için de kendi kendimi teselli etmiştim.

Trajikliğinin olmadığı resmen evlere şenlik komik  bir masal daha vardı 28 Şubatlı yıllarda. Üniversitelerin girişlerinde gelişmişliğin, aydınlığın, batıcılığın, ileri görüşlülüğün, medeniyetin önünde büyük bir engel vardı. O engel aslında tehlikeli bir virüstü. Ülkenin tüm fabrikalarının çarklarını tıkayan, aydın insanların zihnini körelten, uzaya gönderilecek  uyduların motorlarına dolaşan tehlikeli bir virüs... Bu öyle bir virüstü ki üniversitenin kapısından girdiği andan itibaren  ülkenin geleceğini bir kurt gibi yiyip bitirecekti.  İlimin, bilimin, gelişmişliğin, aydınlığın, özgürlüğün, adaletin, din ve vicdan özgürlüğünün anlatıldığı üniversitelere bu kronik virüsün girmemesi gerekiyordu. Evet , o kronik virüs, genç kızların sadece ve sadece Allah’ın farz olan emri gereği başlarına taktıkları başörtüsüydü.

Başörtüsüyle iş bitmiyordu elbette. Otobüsler girişlerde durduruluyor, herkes teker teker aranıyordu. Aradıkları şey “irticai” bir şeydi. Sakallı bir genç, elinde Arap harfleriyle yazılmış tehlikeli cümleler mesela. Bu aramaların rutin bir şekilde yapıldığı bir gün,  irticai faaliyetlerin zerre emaresi olmayan birkaç kız arkadaşımız otobüsten indirilip üniversitenin içinde bulunan karakola götürülmüşlerdi. Herkes şaşkındı, acaba bu arkadaşlarımız gizli bir irticacı mıydılar diye dedikodu kazanını kaynatmaya başlamıştık. Dedikodu kazanı ta bölüm başkanımızın kulağına kadar  gitmişti. Bölüm başkanımız karakolu aradığında sinirinden gülüyordu. İşin aslı şuydu: Tüm edebiyat fakültelerinin Osmanlıca ders kitabı Arap alfabelerinden oluştuğu için çağdaş ülkemizin aydın askerleri tarafından tehlikeli bir materyal zannedilmişti.

Evet, genç nesillere masallarımız çok lakin yerimiz dar.

Burada 28 Şubat döneminde başlarındaki örtü yüzünden okuldan atılanların dramlarını, acılarını, kararan hayatlarını, girdikleri psikolojik travmalarını, ahlarını, feryatlarını, eğik başlarının ve ayak uçlarına bakan gözlerindeki hüznünü, kapı önlerinde yedikleri jopları da yazmak isterdim ama masallar hep mutlu sonla biter. Burada masal türünün dışına çıkıp da siz değerli gençlerin içini karartmak istemiyorum zira biz o dönemlerde kararmış ruhlarla yeterince hemhal olduk.

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.