Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Mahmut AYDIN

Mahmut AYDIN

Doyuran ama beslemeyen, nefsin hoşuna giden ama karaciğerinden bağırsaklara kadar birçok organımıza verdiği zararı çok da umursamadığımız gıdalar. Hangi laboratuvar ortamında nasıl testlere tabi tutuldukları belli olmayan bir sürü abur cuburlar dolu raflarda.

SİLAH

15 Ocak 2019 Salı 00:17:40
1287 kez okundu.

                                                                  SİLAH

Marketlere girdiğimiz zaman dikkatinizi çeken şey temel gıda maddelerinin çokluğu mu yoksa  “abur  cubur” diyebileceğimiz  “gıda” maddelerinin çokluğu mu?

Kurumsallaşmış ve tüm Türkiye’ye yayılan marketler de dahil olmak üzere yöresel bazda kurumsallaşmış marketlere kadar temel gıdadan çok diğer gıda maddeleri göze çarpıyor. Diğer gıda maddeleri dediğimiz cips denilen markalardan tutun da çikolatanın bin bir çeşidine; içeceğin türlü çeşidinden işlenmiş et ürünlerine kadar binlerce yiyecek.

Doyuran ama beslemeyen, nefsin hoşuna giden ama karaciğerinden bağırsaklara kadar birçok organımıza verdiği zararı çok da umursamadığımız gıdalar. Hangi laboratuvar ortamında nasıl testlere  tabi tutuldukları belli olmayan bir sürü abur cuburlar dolu raflarda.

Çocuğundan gencine, yetişkininden yaşlısına kadar  hemen hemen herkesin nefsin tatlı isteklerine boyun eğmesinin bir sonucu olarak gittikçe çeşitlenerek alıyorlar raflardaki yerlerini.

Sonuç:  Delirtilmiş derecede tuhaf davranışlar sergileyen  hiperaktif diyebileceğimiz,  kontrol edilemez çocuklar. Genç yaşlarda hastanelerde onulmaz hastalıklarla mücadele eden gençler. Yine hayatının son evresini ciddi kronik hastalıklarla bir türlü iyileşemeden onlarca ilaç kutusuyla hayatını idame ettirmeye çalışan yaşlılar.

Değişen damak tadı, değişen beslenme alışkanlıkları… Sonra kültürsüz  ve bir o kadar da kötü beslenme alışkanlıkları edinen nesiller…  Bu alışkanlıkların kanıksanması, sıradanlaşması…

Tuhaf bir şekilde sanki sübliminal bir gıda mesajının ağır etkisi altında hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.

Tüm bu duyarsızlıkları görünce yıllar önce gıdaya yön veren güçlerin emellerine ulaştığı gerçeğini ister istemez düşürüyor aklımıza.

ABD’nin önemli devlet adamlarından dışişleri bakanlığı da yapmış olan ve belli başlı şirketlerin sözcülüğü niteliğinde işler yapan Henry Kissinger 1970’li yıllarda: “ Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin. Yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” diyerek  gıdayı düşmanlara karşı kullanılabilecek bir silah statüsüne yerleştiren kişi olarak tarihe geçer.  Bu sözün ardını doldurabilme adına da 1970’li yıllardan itibaren GDO’lu ürenler üzerinden dünyaya  gıda silahı satma çalışmalarını adeta devlet politikasına dönüştürmüştür. Bu işi yaparken de belli başlı güçlerin desteğini almış, GDO’lu ürünlerin zararları konusunda yapılan ciddi çalışmaların yayınlanmaması konusunda da ciddi yıldırma politikaları uygulamıştır.

Genetiği ile oynanmış tohumları dünyanın belli başlı yerlerine dağıtabilme adına her türlü düzeneği kuraninsanların tek amacının para kazanmak olmadığı aşikar. Bağdat işgal edildiğinde Ebu Gureyb’de binlerce  yıllık yerli tohumları yok edip onun yerine kendi patentli tohumlarını getirmezlerdi.

Ez cümle, görünün o ki yıllarca ülkemizde de tohumlardan kontrolsüz tarım ilaçlarına kadar, gübresinden hayvanlara verilen antibiyotik ilaçlara kadar hakim gücün oyunlarına gelmişiz.  Tarımsal  alanda milli ve yerli bir tutum sergileme konusunda devlet aklıyla hareket etmedik ya da edemedik.

 Tarım denilince cambazla oyaladılar sanki bizi.

Son zamanlarda yerli tohum konusunda bireysel çalışmaların da ötesine geçen kurumsal çalışmalar var. Anadolu’nun kadim tohumlarını bir araya getirip çoğaltma, dışa bağımlığı azaltma vs. gibi güzel çalışmalar var lakin çok geç kalındığı da bir gerçek.

Biz; savunma, milli güvenlik derken hep  harp silahları konusuna yöneldik ve o alandaki eksikliğimizi giderebilme adına ciddi çalışmalar yaptık ve yapmaya da devam ediyoruz. Bu yapılan yeni silahlarla haklı olarak övünüyor ve bunun haklı bir gururunu yaşıyoruz.

Lakin,

Gıdanın da bir silah gibi kullanıldığı gerçeğini atladık maalesef.  Yediğimiz çoğu madde ile bizi zehirleyen geleceğimizi tehdit eden gıdalar konusunda aynı gururu yaşadığımızı söyleme şansına sahip değiliz. 

Evet,  gıda artık günümüzde milletleri tehdit eden en etkili silahlardan birisi. Bize düşen ise doğru politikalarla var olan milli tohumlarımızı çoğaltmak ve bu konuda da düşmanlarımıza korku salmaktır.

Biz, milli tohumlarımızla milli bir tarımsal seferberlik ilan etmedikten sonra silah sanayiinde yapılacak her türlü yenilik eksik kalacaktır. Umarım yetkililer bu konuda  güzel ve sonuç alıcı çalışmalar yaparlar.

Değilse  bindiğimiz alamet, bilin ki kıyamet…

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.