Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Mahmut AYDIN

Mahmut AYDIN

Bu ülkenin kardeşlik tarlasını sürenler, cinayet mahalline dönen katil gibi her fırsatta çıkıyor ortaya. Bu sefer, taksi bagajlarındaki silahlarla değil, sosyal medyadaki maskeli yüzleriyle çıkıyorlar ortaya.

BU TARLA BİZİM

17 Kasım 2018 Cumartesi 02:15:46
764 kez okundu.

                                              

                                                    BU TARLA BİZİM

 

Son zamanlarda sosyal medyayı dolaşırken aklıma 12 Eylül darbesinin en orta yerinde geçen çocukluk yıllarıma ait anılar geldi. Çocukken anlamlandırmadığımız çoğu şeyi sonradan büyüklerimizden dinledikçe dehşete düşmüştüm.

12 Eylül darbesinden önce sokaklardaki kini, öfkeyi, nefreti, akıl tutulmasını, terörü, anarşiyi bizzat yaşayan insanlardan dinlediğimiz zaman dehşete düşmemek mümkün değildi.

Yetmiş yaşındaki amcamın, Samsun’a, acil bir hastasını götürebilmek için  “kurtarılmış bölge Fatsa”dan, bîtaraf bir şahıs olarak, geçebilmek için atlattığı maceraları yazsak roman olur. Hastaneye gittiği zaman, ülkemin en zeki insanlarından seçilen ve toplumun en prestijli sınıfı olarak gösterilen doktorların, gözlerini körelten bir ideoloji ile hastalarına yaklaştıklarını anlatmıştı amcam. Bazı doktorların işi daha da ileri götürerek hastalarının fikri eğilimlerine göre muamelede bulunduğunu, kendince tespit edebildiği gariban Anadolu köylülerini, ait olduğu grubun liderlerine ihbar ettiğini duyduğumda ağzım açık kalmıştı.

Evet, dinleyince fitne ateşinin ne kadar vahim boyutlarda olduğunu net bir şekilde görmek mümkündü.

Bir el, gizli bir el…

Sarı taksilerin bagajlarında bedelsiz olarak silah dağıtan kirli ve kinli bir el…

 Bu el dağıttığı silahları sadece bir gruba vermiyor. Aynı bagajdan gelen silahları x sokağında “sağcılara” y sokağında ise “solculara” bedelsiz bir şekilde dağıtıp gidiyor.

Muhabbetten başka fikri, selamdan başka kelamı olmayan güzelim insanların kardeşlik duygularının en orta yerine bırakılan bu silahlar toplumda yıllarca etkisini sürdürecek olan fitne tohumlarının da sebebi oluyordu.

12 Eylül’de, mümbit kardeşliklerimizin topraklarını jelatinli sözlerle/sloganlarla çoraklaştırdılar. O güzelim topraklarımızı GDO’lu fikirleriyle sürdüler maalesef.

GDO’lu fikirlerin zehirlediği bu topraklarda ne zaman özünü anımsatan yeşillikler boy verse  sureti haktan görünen ayrık otları hemen boy veriyor.

Bu ülkenin kardeşlik tarlasını sürenler, cinayet mahalline dönen katil gibi her fırsatta çıkıyor ortaya. Bu sefer, taksi bagajlarındaki silahlarla değil, sosyal medyadaki maskeli yüzleriyle çıkıyorlar ortaya. Milletin hassas olduğu konuların sinir uçlarına ateş edip duruyorlar. Gezi eylemlerinden beri, bu tarlada, okumanın/düşünmenin derinliğini değil görselliğin ve hızın yüzeyselliğinde koşan, fikirden ziyade sloganlarla yönlendirilen genç kuşaklar üzerinden yürütmeye çalışıyorlar sabanlarını.

Sosyal medya dünyasında günde yarım saat gezdiğiniz zaman çok rahat hissedebiliyorsunuz tarlamızın nasıl ince ince ve aynı zamanda sinsi sinsi sürülmeye çalışıldığını. Sosyal medyada yabancı istihbarat örgütlerinin maaşlı maşalarının olduğunu, bunların görevinin de etki ajanlığı olduğunu, provokatif söylemleriyle toplumu germe amacı taşıdıklarını net bir şekilde görebiliyorsunuz/ hissediyorsunuz.

Darbelerden önce namluya sürülen toplumsal kaos planı seziliyor sosyal medyada. Ant tartışmalarıyla kaşınan, test edilen kaos planından bir nebze de olsa sonuç alındı. Sonrasında, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarıyla açma-germe çalışmalarıyla devam esildi. Sonra 10 Kasım ile birlikte ısınma hareketlerini biraz daha artırdılar. Atatürk büstlerine saldırı görüntüleri, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Kadir Mısıroğlu’nu ziyareti üzerinden toplumsal tepki şiddetini ölçme çalışmaları… Kimliğini gizlemiş kişilerin sosyal medya paylaşımlarının gündemde tutarak toplumsal bir infial oluşturma gayretleri…

12 Eylül döneminde taksi bagajlarından dağıtılan silahlar günümüzde yok ama daha tehlikeli silahlar var. Sosyal medya üzerinden toplumsal duyarlılığa “algı” silahı ile sürekli bir saldırının varlığı söz konusu. Toplumsal bütünlüğe, kardeşliğe, birlik ve beraberliğe ateş eden “algı” silahı ile toplumsal gerilimi, gerginliği sürekli diri tutma gayreti ülkenin birliğinin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıp durmakta.

Sosyal medya köpeksiz köyde değneksiz gezme cesaretini fazlasıyla gösteren kişilerle dolu. Görünen o ki sosyal medyada değneksiz gezenlerin cesareti köyün köpeksiz oluşundan değil sadece. Isırılmayı, parçalanmayı, paralanmayı göze alarak sürmeyi göze kestirdikleri bir tarlanın varlığına çok fazla iman etmişe benziyorlar.

O değneksizlere sadece çok şey hatırlatmaya gerek yok aslında. Biz daha dün, 15 Temmuz’da bu ülkenin sürülecek tarlasının olmadığını, bir tarla varsa o tarlayı da bin yıldır, mührünü bu topraklara kazıyan  Anadolu insanının süreceğini net bir şekilde tüm dünyaya gösterdik.

Sosyal medya değneksizleri, şunu bilmeliler ki deliklerinden boyunlarını uzattıklarıyla kalacaklar.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.