Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Şahmettin KAYA

Şahmettin KAYA

Türkiye Cumhuriyetinin yetmiş sekizinci, hükümetin yedinci Milli Eğitim Bakanı olarak

EĞİTİMDE PARADİGMA-1

29 Eylül 2018 Cumartesi 22:39:44
1320 kez okundu.

 

Türkiye Cumhuriyetinin yetmiş sekizinci, hükümetin yedinci Milli Eğitim Bakanı olarak bu ulvi göreve gelen Prof.Dr. Ziya Selçuk Hocamın eğitimde nitelikli değişiklikler yapacağı dair ümitler artmakta. Elbette devasa sorunlar bir anda çözülecek değil ve sihirli bir değnekte yok. Kararlı bir irade, bilgi ve birikim, ruhi girişimcilik,eğitimdeki sorunları asgariye indirecektir. Çünkü eğitim, bireylere bilerek, isteyerek, kasıtlı davranış kazandırmaktır. İşte biz, yeniden ve tekrardan şahlanan ümitlerimizle bu değişimin bilgiden irfana giden yolda, her dem yeniden bir diriliş ve değişim olacağına inanıyoruz.

           Herkesin bildiği bir öz cümle, eğitim ailede başlar, okul öncesi, örgün eğitim ile hayat boyu devam eder. Fakat okul öncesi, eğitimin temelini oluşturur.2005-2006 eğitim-öğretim yıllarında okul öncesi eğitim Türkiye genelinde bir ivme kazanarak devam etmişti. Her ilin oku öncesi eğitiminde ki, okullaşma oranı farklı olmasına rağmen genel de % 70”lere ulaşmıştı. Hatırladığım kadarıyla o yıllarda okullaşma oranı en yüksek illerden biri de Siirt ilimizdi. Eğitim Fakültelerinin Okul öncesi bölümleri çok revaçtaydı. Mezun olanlar KPSS den aldıkları düşük puanlara rağmen atamaları yapılıyordu. Fakat bu süreçte bir yanlış yapılmıştı. O yanlış da şuydu; Okul öncesi öğretmenleri Açık Öğretim Fakültelerinden mezun olanların atanmasıyla, okul öncesi eğitim süresinde çocuklarda, paylaşmayı, dayanışmayı, yeteneklerini geliştirmeyi, sosyalleşmeyi, birlikte çalışmanın geliştirilmesi sürecinde istenilen başarı sağlanamadığı gibi, rol öğretmen modelinde yeterlilik görülemedi. Belirginlik etkisi eğitimin yüz yüze kuşatıcılığından soyutlandı. Eğitimin ilk basamağını oluşturan okul öncesi eğitim gömleğin ilk düğmesidir ve bunun doğru iliklenmesi gerekirdi. Ne yazık ki ilikleme hatası yapıldı.

         Okul öncesinden sonra ilkokulda; birinci sınıf öğrencilerine okuma, yazma öğretiminde, yetmişli yıllarda tümevarım, daha sonra tümden gelim yani bütünden parçaya yöntemi (cümle, kelime, hece ve ses) ile yıllar yılı okuma yazma çalışmaları yapıldı. Son on yılda ses temelli cümle yöntemine  (sağa bitişik eğik el yazısı) geçildi. Bir önceki yıla kadar devam ettirildi.2017-2018 eğitim-öğretim yılında bu işlev öğretmenlerin isteğine bırakıldı. Bu yöntem uygulanırken sınıf öğretmenleri tarafından birinci sınıftan, beşinci sınıfa, daha sonra dördüncü sınıf olacaktı, ses temelli cümle yöntemini bitişik eğik el yazısı ili okuma yazma becerisi kazandırmaya çalışıldı. Başlangıçta bu alanda da eksiklik ile girildi. Bu hususta öğretmenlerin okuma –yazma yöntemi alanında hizmetiçi seminerlerden geçirilmesi gerekirken bu da yapılmamıştı. Yinede sınıf öğretmenleri, sorunu büyük özveri ile  azami gayret göstererek üstesinde gelmeye çalıştılar. Ancak; ortaokulda branş öğretmenleri bu yazı sistemini pek önemsemediler. Böyle olunca öğrenciler yazılarını bırakın öğretmenlerini, kendileri bile okuyamaz hale geldiler. Demek istediğim şu ki; bir kısım reformlar yapıldı. Ama devamı getirilemedi veya tercihlere bırakıldı.  Böyle olunca da eğitimde istediğimiz hedefleri gerçekleştiremedik. Değişim, yeni denizlere yelken açmak kadar güzeldir. Ama hedefinize ulaşamadığınız zaman bu başka bir şey ki geri dönüp pardon olmadı diyemiyorsunuz. Ne yazık ki bu alanda da hatalar yaptık.

           Onarılması güç olan diğer bir hatayı denetim alanında yaşadık ve hala yaşamaya devam ediyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızın en üst birimlerinden biride Teftiş kurul başkanlığı birimiydi. Bakanlık Müfettişleri, illerde Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde de İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları görev yapmaktaydı, Sonra Bakan Sayın Nimet Çubukçu”nun bakanlığında “Eğitim Müfettişleri” olarak değiştirilmişti ki,   Prof. Dr. Sayın Ömer Dinçer zamanında bakanlık müfettişleri Denetçi, İllerdeki müfettişler ise Denetmen olarak kanunla yeniden adlandırıldı. Prof.Dr. Sayın Nabi Avcı zamanında Maarif müfettişleri olarak kanunda yerini almış ve Bakanlık müfettişleri ile, il de çalışan müfettişlere özlük haklarında iyileştirme olmasa da tek çatı altında birleştirilerek il ve merkez ayrımı ortadan kaldırılmıştı. Bütün bunlardan sonra aynı bakan ve aynı yönetim, bu olmadı dercesine yeniden yapılanmaya gidilerek, aynı müfettişler içerisinden mülakat ile yeniden Bakanlık rehberlik ve Teftiş başkanlığı bünyesine dört yüz elli müfettiş ihdas edilmiş, geride kalanların kurum denetim ve soruşturma yetkileri alınarak,milli eğitim müdürlükleri bünyesinde çalışmaları sağlandı. Dünyanın her yerinde“Yönetimin olduğu yerde denetim vardır” ilkesi hâkim iken, bizim yönetim alanımızdan kolaycı bir şekilde çıkarıldı.

          Tüm Milli Eğitim kurumlarında böylece rehberlik ve denetim kaldırılmış oldu. Buradan rehberlik ve teftişin anlamını tarif etmeye gerek yoktur.”Felsefi ve bilimsel makaleler rehberliğin düzeltme ve geliştirme, denetimin ise; rehberlik sonrası amaç ve hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı kontrolü, kamu yararının ortaya çıkarılması ve sağlanması deyip geçmem gerekir. Rehberlik yapılmayan, denetim ve kontrolü olmayan kurumda olası eksiklikler ve hatalar diz boyu artacaktır. Yaklaşık iki yıldır Mili Eğitim Bakanlığına bağlı kurumların denetimi yapılmamaktadır. Okul denetimleri, okul müdürlerince, inceleme ve soruşturmalar ise illerde Maarif müfettişleri veya kurum müdürlerine muhakkiklik onayı alınarak, bakanlığa yapılan şikâyetleri ise, bakanlıktaki müfettişlerce kısmi olarak şikâyetin geldiği illere gidilerek soruşturulmaktadır.

          Milli Eğitimde, diğer bir sorun olarak görülen veya algılanan hususta öğrenci kitapları; bakanlığımız 2006 yılından beri ilkokul, ortaokul ve lise kitaplarını bastırarak dersler başlamadan önce, büyük bir özveri içerisinde  hazır hale getirmektedir. Sadece bu yıl örgün eğitim için ücretsiz verilecek toplam 141 milyon 505 bin kitap bastırdı. Bu kitaplar milyarlar tutmaktadır. Buna rağmen öğretmenler her ders için kaynak kitap alımına başvurmaktalar. Oysaki her eğitim-öğretim yılı başında bakanlık tarafından valiliklere, velilere külfet yüklenmemesi, masraf ettirilmemesi şeklinde yazı gönderilir.Ama buna rağmen veliler bu kitapları istemeyerekte olsa almaktadırlar. Bu anlamda hem bakanlığa ve hem de illerde şikâyetler oldukça artar. Şahsımda bu alandan gelen biri olarak, bu tür inceleme ve soruşturmalara tanık olmuş biriyim. Fakat madalyonun diğer yüzünden baktığımızda, öğretmenlerin bazı kitaplar için kaynak kitap aldırmaları haksız olmadıklarını da göstermiyor değil, Neden mi? Bakanlığımızca dağıtımı yapılan bazı kitapların etkinlikleri, özel yayınevi ders kitaplar kadar duyurucu olmadığıdır. İstisnalar hariç öğretmenlerin çoğu kaynak kitap hususunda keyfiyet içinde olmadıkları, bakanlık tarafından basımı yaptırılan ve dağıtımı yapılan kitapların, kaynak olarak alınmak istenilen kitaplardan her anlamda daha kullanışlı,ayrıntılı  olması gerekir. Yoksa bu kargaşa devam edecektir.

          İşte bu duygu ve düşünceler içerisinde, Milli Eğitim Bakanımızın bütün bu eksikliklere vakıf olup, bakanlıkta bir kısım görevlilerin akşam düşünüp sabah gerçekleştirdiği, daha sonra  vazgeçtikleri  bu keşmekeşliğin ve kaosun içerisinde bir ağ gibi örülen maarif davamıza yeni bir soluk getireceğine inancımız tamdır. Amacım asla yermek değil, bu objektif bir değerlendirmedir. Ülkem ve yarınlarımızın için, eğitim olmazsa olmazımızdır...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.