Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Zeynel Abidin TÜRKOĞLU

Zeynel Abidin TÜRKOĞLU

Bugün azıcık zülf-i yare dokunayım istedim. Şu sıralar gazeteler, dergiler, sosyal medya ve sohbet gruplarında kendi içimizdeki üstatlarımız, büyüklerimiz ve münevverlerimiz fazlaca hükumeti ve dahi hükumetin başı olan Cumhurbaşkanımızı aba altından sopa göstererek acımasızca eleştiriyor.

DEJAVU

27 Eylül 2018 Perşembe 13:51:07
1693 kez okundu.

Bugün azıcık zülf-i yare dokunayım istedim. Şu sıralar gazeteler, dergiler, sosyal medya ve sohbet gruplarında kendi içimizdeki üstatlarımız, büyüklerimiz ve münevverlerimiz fazlaca hükumeti ve dahi hükumetin
başı olan cumhurbaşkanımızı aba altından sopa göstererek acımasızca eleştiriyor. Öyle ki CHP, FETÖ ve diğer muhalif cenah bu kadar başarılı olamıyor. Bu eleştirilerin açtığı yaralar ise her ne kadar geniş kitlelere ulaşmasa da diğerlerinin açtıklarının yanında devasa büyüklükte. Verdiği ızdırap ise tarif edilemeyecek boyutta. Kendi açtığımız yaralar daha fazla hissediliyor. Umutları kırıyor, direnme gücünü azaltıyor, hakka ve adalete olan inancı zayıflatıyor. 

Muhakkak haklı eleştiriler ve serzenişler. Muhakkak doğru sözler ve sızlanmalar.
Hata yapıldığı aşikardır, alenidir ve görülmektedir. 
Çünkü hata insana mahsustur. Hatanın düzeltilmesini istemeyen, art niyetli olan, ihanette olanların olduğunu zannetmiyorum.

Ancak hatanın düzeltilmesi için uyarı böyle
mi olmalıdır?
Bu acımasız dostane eleştirilerin yeri burası
mı olmalıdır?
Bu canhıraş şikayetin şekli bu mu olmalıdır?
Düşmanını sevince boğan bir şekilde mi yapılmalıdır?

Tarih tekerrür ediyor gibi görünüyor.
Sultan 2. Abdülhamid Han'ın saltanatı zamanında yaşananları bugün birebir yaşıyoruz.

Ulu Hakan en büyük darbeyi içerisinde Said-i Kürdi (Nursi), Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi gibi münevverlerimizin içinde olduğu İslamcı kesimden yedi. İmar çalışmaları ile vatanı abâd etmiş, eğitim öğretim reformları ile ilim ve fende çığır açmış, tren yolları vatanın dört bir yanına yaymış ve devletin borcu yarıdan aşağıya düşürmüştü. Yetmemiş, dünyanın dört bir yanındaki ümmetin dertlerine derman olmaya çalışmış yaralarını sarmıştı. 33 yıllık iktidarında hep İttihad-ı İslam siyaseti için çaba sarfetmişti. İngilize, siyoniste, ermeniye, rusa kafa tutmuştu. İslam'ın, Osmanlı'nın, Doğu'nun izzet-i nefsini kurtarmıştı. Ancak idaresinde büyük haksızlıkların yapıldığı, rüşvetin kol gezdiği, ekonominin battığı, baskı ve istibdadın vatanı esir aldığı bas bas bağırılıyordu. Gazeteler, mecmualar İslamcı mütefekkirlerin muhalif yazıları ile dolup taşıyordu. Anlı şanlı edipler, şairler, sosyologlar pek maharetmiş gibi yerden yere vuruyorlardı sultanı. Hiç farkında değillerdi. Kullanılıyorlardı. Ulu devlet, hilâfet, ümmet zavallı bir ahlakçılık ve yüzeysel dini hassasiyetlerle yerden yere vuruluyordu. İngiliz, Fransız, Alman, Rus bunlar kadar zarar veremiyordu. Oysa ki bu hanedan bu
hassasiyetlerinden dolayı doğru veya yanlış kendi evlatlarının canına dahi kıymıştı. Allah'ın dinini yüce kılmak, ümmetin başını dik tutmak, vatanını böldürmemek için her türlü fedakarlığı yapmıştı. Ne oluyorsa oluyor Ulu Hakan "Şeriat isteriz" diyen güzide İslamcı münevverlerin(!) sloganları arasında devriliyordu. Koskoca Osmanlı Devleti onun ardından 10 yıl içerisinde Balkan Savaşlarına giriyor, 1. Cihan harbi neticesinde tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alıyordu. Ardından da sultanı devirenlerden nedamet mısraları, pişmanlık cümleleri dökülmeye başlıyordu. Ulu Hakan kalsa idi aşikardır ki ne devlet savaşa girecek ne de İslam ümmeti paramparça olacaktı. Yüzyıl sürecek olan işgallerde milyonlarca müslümanın kanı oluk oluk akmayacaktı. İslam, batı medeniyeti önünde diz çökmeyecekti. Yeraltı zenginlikleri sömürülmeyecek, ümmet mahzun olmayacaktı.

Ne gariptir ki yaşadığımız olaylara bakınca sanki aynı filmi yeniden izliyormuşum hissine kapılıyorum.
Bir dejavu yaşıyorum. Fiilen gelerek işgal edemeyeceğini gören batı bunu başka yollarla yapacaktı. Daha önce bunu denemiş ve başarılı olmuştu. Şimdi de aynı şekilde üzerimize geliyor ama bu sefer parçalamak için değil tamamen yok etmek için geliyor.
Yazık ki gidişat gösteriyor ki değişen hiçbir şey yok. Hiç ders almıyoruz.

Tarihimizdeki zaferler değil mağlubiyetler ve hezimetler bize doğru yolu ve hareketi göstermektedir. 

Bugün bunu görmez eleştiri usulümüzü, şeklimizi değiştirmez isek sonuçları hiç de hoş olmayacak. Bir yüz yıl daha beklemek zorunda kalmayacağız. Çünkü bu sefer yok olacağız.

Kibrinizi, gururunuzu, onurunuzu bir tarafa bırakıp din-i mübin-i islam ve milletin bekası için gidiniz kapısında yatınız, sokaklarda yollarını gözleyiniz, araya hatırlı adamlar sokunuz ve ulaşınız. 
Mücadele metodunuzu değiştiriniz. 
Medya vasıtası ile yaptığımız tahribatın tamiri mümkün olmuyor. Abdülhamid Han'ı geri getiremeyiz ama Recep Tayyip ERDOĞAN 'ın yanında olabiliriz. 

Ne demiş Mehmet Akif ERSOY;

Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,
Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.

Vesselam.
 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.