Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz

ÖZGÜR İRADE VAR MIDIR?

21 Eylül 2018 Cuma 22:16:59
910 kez okundu.

     Birçok alanda düşünürlerin ve filozofların tartıştığı özgürlük ve özgür irade insanın varoluş sancısının alt başlıklarından yalnızca ikisi. Kavramsal bir bakış açısıyla bireysel özgürlük, çoğu kitapta bulunan genel tanıma indirgenemez ve sınırları yalnızca bir başkasının özgürlük sınırına  dayanmaz.                                                           İnsanlar eylemlerinden ne derece sorumludur? Özgür irade var mıdır? Eğer Tokyo'da doğduysanız geleceğiniz yüzeysel bir şekilde belirlidir. Veya çok yoksul bir ailede dünyaya gelmişseniz  sosyo-kültürel ve ekonomik durumlar da hesaba katıldığında kim olduğunuz ve kim olacağınızın bir kısmı zaten belirlenmiş ve   bu sizi kısıtlamış demektir. Algılarınız ve zevklerinizin zamanla şekillenmesi de çevrenizde maruz kaldığınız eylemler  doğrultusunda gerçekleşir. Siz farkında olsanız da olmasanız da bu sınırlar içinde hareket edersiniz, dogmatiklik zihninizin derinlerine işlermiş olur. 

    Otodeterminist bir görüşle aynı anda özgürüz  ve değilizdir.  Bu iki kavramı aynı anda barındırmak tıpkı iki aynayı karşı karşıya koymak gibidir. Sonsuzluğu yarattığınızı ve aynı anda  sonsuzluğa sahip olduğunuzu düşünürsünüz. Tabii ki  eğer aynanın içinde değilseniz. Bu nedenle, özgürlük zaten bir kimliğe indirgenemeyecek kadar düşünsel bir kavramdır. Biyolojik determinizm ise insan organizmasının zaten bu eylemleri kodladığını savunur.

    Özgür irade bir illüzyondur. Persius'un da dediği gibi, 'Kırdım diyorsun zincirlerimi "  köpek de zincirlerini koparır ama halkaları boynundadır. Evet; düşünür, algılar, yorumlar, analiz eder ve birtakım kararlar veririz, içinde bulunduğumuz şekillenmiş olgulardan, değer yargılarından kurtulabiliriz fakat boynumuzdaki halka, insan organizmasının biyolojik yapısıdır. Duygular da kimyasaldır, insan belirli elementlerin karışımıyla beyinde bağlantılar kurar ve bir çeşit kahve makinesine benzer.   Sizin ona verdiğinizi bünyesinde öğütür ve ortaya sizin verdiğinizin dışına bir şeyler  sunar. Spinoza benzeri bir tabirle, kahve makinesinin bir iradesi olsaydı, o kahveyi yarattığına inanırdı.

    En temellerden biri olarak hayatta kalma içgüdüsünü örnek verebiliriz. Bir insan hayatına son verebilir. Hayal edebilir, özgün bir şey düşünebilir yahut alışılmışın dışına çıkabilir. Birçok deneye de konu oldu hatta Libet deneyi buna güzel bir örnek olabilir. Fakat daha kapsamlı deneylere ihtiyacımız var.  En basitinden dünyaya gelişimizi seçemediğimiz için bunu bir odaya bırakıldığımız şeklinde betimleyecek olursak bulunduğumuz odayı, bulunma durumumuzu biz seçmedik. Biz sadece odada ne yapacağımızı seçebiliyoruz. Pek tabii insan anlamsal bağlamda bazı hayal gücü zehirlenmeleri yaşayabilir.

    İnsanlar ya hep ya hiç gibi bir düşünme tarzını benimseyecek olduğunda  bireysel terminolojiler yaratarak farklı düşünceler altında yaşamaya başladı. Zehirlenme sonucu insan etik olmayan davranışlar sergilediğinde özgürlüğü var kabul edip bunu  kullanabilir. Çünkü insan organizmasının varoluş sancısı için bu davranışlara bir kılıf bulmak ve  insanda iç rahatlamayı sağlamak gerekir. 

     Bazı insanları korkuları yönetir bazılarını hazları. Bir diğer görüş olarak da tamamen özgür olduğumuz yanılgısı oldu. Buna karşı önermede kanıt olarak biyolojik yapımız öne sürüldü. Bizim kontrolümüzde olmayan en temelde yatan içgüdüler, eylemler, sizin yönettiğiniz zihninize mi bağlı yoksa zihniniz mi eylemlerinizi yönetiyor? Bunun en basit  örneği beyin sapıdır. Hemen yanınızda bir patlama, bir tehdit oluşursa özgür olarak hareket ettiğinizi hatta o an ne yapacağınızı düşündüğünüz yanılgısına kapılırsınız. Gerçekte, beyin sapı beynin kontrolünü üstlenir ve basit bir şey uygular; savaş ya da kaç. Bu çok ilkel bir içgüdüdür.

     Orta beyni gelişmiş bir birey değilseniz bu anlamda da özgürlüğünüzden söz edemezsiniz. Veya birden ortaya çıkan bir tümör beyninizde Amigdala'yı baskılarsa kendinizi insan öldürürken bulabilirsiniz. Basit bir şekilde bulunduğumuz bedenden ve dünyadan bağımsız olarak derin düşünme cesareti gösterenler özgürdür diyebiliriz fakat bunu yaparken biyolojinin de dışına çıkmamız gerekir.

    Ya hep ya hiç anlayışıyla birini kabul etmek yerine birleştirebiliriz. Bu noktada fatalist bir bakış açısından ziyade, davranışların temelindeki içgüdüleri analiz edebilmeliyiz. Kişi bunun ayrımını yapabiliyorsa ve sorumluluğunu üstlenip bilinçli bir şekilde eylemi sürdürüyorsa özgürdür ve sorumluluk sahibidir.

    Eylemlerin ardında elbette derin bir psikoloji yatar.Evet, bizim kısıtlı algımız davranışlarının alt sebeplerini, kendini, bu zamana yayılmış sonsuz olasılıklar evreninin neden sonuç zincirini algılayamaz. Bu iki görüşün bizi orta noktada da kısıtladığını düşünürsek bu bizi şu sonuca  ulaştırır: İnsan yalnız kendi içinde tutsaktır.

   Bu algının dışına çıkmaya zorlamamız gerekir. Bu algımızın sınırları, sembolik olarak delilik ve dahilik sınırları ile eş özellikler gösterir. Daha derin bir bağlamda soyut düşünmenin  etkisi göz ardı edilemez ve düşünme cesareti gerektirir yani bulmak için önce kaybolmayı göze almak gerekir.

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.