Yukarı Çık
Reklam Alanı 018 Metehan Ceylan 15 Temmuz
Zeynel Abidin TÜRKOĞLU

Zeynel Abidin TÜRKOĞLU

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış.

Kuyruk Acısı

19 Ağustos 2018 Pazar 17:02:07
662 kez okundu.

Zamanın birinde, bir oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an göz göze gelmiş. Vicdanından gelen sese kulak vererek yılana vurmaya kıyamamış. Yılanda duygulanmış ve dile gelmiş. ''Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim'' demiş. Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve ''Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!'' demiş. Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi de dahil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış. ''Kör kuyunun başına git ve oğlum olduğunu söyle; yılan sana altın verecek!'' demiş. Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış, ''Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde!'' diye düşünmüş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş. Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılanda o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı... ''Hatalı olan oğlum olmalı!'' demiş ve yılandan özür dilemiş. ''Tekrar dost olalım!'' demiş. Yılan ise acı acı gülümsemiş: ''Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!'' demiş. 

Batı ile olan ilişkimiz işte aynen bu hikâyede olduğu gibidir. Batı hiçbir zaman bizim dostumuz olmadı, olmayacak. Geçmekte olduğumuz bu sıkıntılı sürecin sebebi de tamamen budur. Bizler ne kadar onlara benzesek de, devlet yapılarımızı onların ki gibi yapsak da, ekonomik sistemlerimizi aynı yapsak da bizdeki evlat acısı onlardaki kuyruk acısı oldukça bu böyle devam edecek. Osmanlı Devletinin son 200 yılı bu değişimlerle geçti. Ancak ne yazıktır ki koskoca cihan devleti yıkıldı. Devlet şeklini değiştirdi olmadı, kanunlarını değiştirdi olmadı, ordusunu değiştirdi olmadı, kıyafetini değiştirdi olmadı. Olmadı, olmadı, olmadı. Olamazdı da. Çünkü bizler akan iki nehir gibiyiz. Her ikimizin de kaynağı farklı. Beslediğimiz yerler farklı. Mecralarımız farklı. Döküldüğümüz yerler farklı. Hangimiz diğerinin yatağına girerse onun içinde yok olur. Aramızdaki ilişki ancak çıkar menfaat ilişkisi olabilir. Kendisini dünya insanı olarak niteleyen bazı aklı evvel hümanizm, insan hakları, hayvan hakları, kadın hakları havarileri diyalog, medeniyetler buluşması, dünya kardeşliği gibi cilalı laflarla meydanda gezinseler de yaşadığımız olaylar ve gelişmeler bunun hiç de öyle olmadığını bas bas bağırıyor. Ama; kime göre ya da kim için insan hakları ve diğerleri? ELBETTE BATI İÇİN ÖNCELİK KENDİSİDİR. Özellikle kendi din kardeşleridir. İnsan hakları da, hayvan hakları da, hukuk da öncelik kendi insanı, dini, medeniyeti içindir. Sembolizm ve dini ritüeller bizim içimizdeki bazı ahmaklar tarafından akademik ve bilimsel kaygılarla komplo teorisi olarak görülse de bu böyledir. Halen gelişmiş demokrasiler ve yönetimler olarak gördüğümüz Amerika önlüklü, kukuletalı, kipalı ezoterik örgütler tarafından, Avrupa ise yönetimlerde bilfiil etkisizleştirilmiş olsa da kral ve kraliçeleri ile yerleşmiş geleneklerine tam bağlı hükumetler tarafından yönetilmektedir. 

Bu güruh bizim ebedi ve ezeli düşmanımız olarak karşımızda durmaktadır. Bütün gücüyle tarihte olduğu gibi üzerimize çullanmaktadırlar. Bir ahtapot gibi askeri, ekonomik, siyasi bütün kollarıyla bizleri sarmalamaktadırlar. Bekle gör siyaseti ya da kervan yolda düzülür siyasetini bir kenara bırakıp daha ciddi, cesaretli, erdemli, gayretli bir şekilde çalışarak bu musibetleri üzerimizden atabiliriz. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. İstiklal ve istikbal mücadelesi verdiğimiz bu zamanda hepimizin aynı gemide olduğumuzun farkında olarak bir an evvel kendi öz medeniyet kodlarımıza dönmeli, kaybettiklerimizi yeniden gözden geçirmeli, ders almalı ve geçmişte olduğu gibi şanlı bir gelecek inşa etmeliyiz. 

Bu güç, irade ve ruh Türk milletinin damarlarındaki asil kanında mevcuttur. 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.